"Tez, anti-tez, sentez"... Değil!
Bazen tez; bazen anti-tez. Ve... Amaçlar "bir"!
Hem çocuk hem kadın hem anne olmak... Hepsi olmak isterken hiçbiri olamamak...
Hiçbir zaman taraf olmadığım için -veya daha doğru bir deyişle, uzun süre bir tarafta yer alamadığım, sürekli döndüğüm için- kendimi takdir ediyorum. Eskiden bilmiyordum, şimdi biliyorum: Herkes, herşey kullanılıyor; masum davranışlar, düşünceler, görüşler, tepkiler "organizasyonlar" tarafından çok güzel yönlendiriliyor.
Bu Bush'a karşı olup, Hitler'i savunmak gibi... Bazıları sadece kendi hesabını yapıyor, bazılarının gerçek, haklı rahatsızlıkları var, bazıları ise "benim sevmediğim gitsin de ne olursa olsun" kör nefreti içinde... Hepsinin toplamından çıkan sonuç yine halkın beklediği, halkın gereksindiği olmayacak, üzgünüm!
Hiç bitmeyecekmiş gibi herşey ve herşey bitiyor.
Peki, "ölüm" bitecek mi?
Çirkinlikleri örtmek için yalanlara ihtiyaç var. Güzelliklerden bahsetmeye bile gerek yok; gören, zaten hakkını veriyor.
Kim ne kadar anlıyorsa o kadar yaşıyor.
Bu sene 1 seneden fazla yaşlandırdı beni. Bunu telafi etmem gerekecek ama hiçbir şey için acelem olmadı.
"Zaman", benim de efendim olamayacaksın!
Bu saatten sonra kimse suçu başkasının üstüne atmasın. "Hepimiz suçluyuz". Yargılanacağız ve cezamıza razı olacağız.
"Kene"leri görüp de umursamadan çimene nasıl uzanabilirsiniz! Size hak veriyorum.
Ana-baba olmak için bir yeterlilik sınavı şart. ABS: Ana-Babalık Sınavı. Önce bi durun, düşünün, çalışın, kazanın. Ondan sonra.
Bu kadar laf, bu kadar kitap bir "an"ın karşısında nedir ki! Hissetmenin, duymanın öğrettiği, inandırdığı gerçekten ötesi boş! Öyleyse niye bu "anlatma", "anlaşılma" çabası? Yoksa amaç "anlatmak", "anlaşılmak" değil mi?
ÖLDÜKTEN SONRA YAPILACAKLAR LİSTESİ
1. Fransızca öğrenilecek: Cehennemde hem bol vaktim hem de bol Fransız olacak. Ondan özel ders bile alabilirsin.
Hiçbir şey istemedim ki bir şey vereyim; hiçbir şey vermedim ki bir şey isteyeyim.
Uzaktan doğuşunu ve batışını seyrediyorum;
Sen tükeniyorsun,
Ben tükeniyorum,
Biz çoğalıyoruz.
Tüm sevdiğim ama sevdiğimi söylemediklerimden özür diliyorum. Sizin sevildiğinizi görmeye, göstermeye, duymaya, duyurmaya ihtiyacınız vardı. Hepimiz kaybettik. (Gerçi bir eksik bir fazla o kadar da farketmez, di mi!)
Hataları telafi etmek için geçmişe dönmek mümkün olsaydı hayat 1 saniye ilerlemezdi!
Boğazlarına kadar irin dolu, gözlerinden cerahat akan, beyinleri kurtlu, yılan dilli ifritler... Bu hayatta hiçbir şey sizi mutlu edemez; siz lanetlenmişsiniz!
O kokular, o renkler olmadan sokakta yürümek ancak ceza olabilirdi. Teşekkürler güzel kadınlar. (Acaba kendilerini ve diğer güzel kadınları nasıl "görüyorlar"? Kendi güzelliklerini "görüyorlar" mı? Yoksa amaç sadece "görülmek" mi?)
Okunmak, dinlenmek, izlenmek, sahip olunmak, yaşanmak istenenler o kadar çok ki ne kadar çabalarsan çabala erişilemeyenler hep daha fazla...
ALES / İLKBAHAR 2008
A KİTAPÇIĞI SÖZEL
9. (I) Bir metnin içinde yürümeye başladığımda, çoğu
zaman bir kusur bulmayı değil, bilinçli olarak
yapılmış bir kusurla karşılaşmayı isterim. (II) Yazarın
dalgınlığından, cehaletinden, heyecanından
kaynaklanan, kendi varlığından habersiz bir kusur
değildir bu. (III) Hangi amaçla olursa olsun, bilinçli
olarak yapılan bu tür kusurların birçok çeşidi
vardır. (IV) Bizzat yazar tarafından düşünülmüş,
düşünüldükten sonra özene bezene hazırlanmış,
sonra da kusursuzluk süsü verilerek biz okurken
aniden karşılaşalım diye yolumuzun üzerine bırakılmıştır.
(V) Bu türden kusurlar, metnin öteki
alanlarına yayılan zekânın ve ustalığın parıltısının
daha iyi görülmesini sağlar.
A) I B) II C) III D) IV E) V
Kızgınken seni güldürmek istiyorum, üzgünken şaşırtmak. Bakıyorum gülüyorsun, düşünceli olmanı istiyorum.
Bana bakıyorsun, bakmamanı; bana bakmıyorsun, bakmanı istiyorum.
Sevildikçe kaçıyorum. Uzaklaşıyorsun, seni daha çok seviyorum.
üyesi olduğu bir topluluk yok